Necm Suresi (Necm Sûresî) okunuşu ve anlamı

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١)

1-)

Diyanet: Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

Diyanet Vakfı: Battığı zaman yıldıza andolsun ki;

E. Hamdi Yazır: İnmekte olan yıldıza andolsun ki,

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى (٢)

2-)

Diyanet: Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

Diyanet Vakfı: Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.

E. Hamdi Yazır: Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى (٣)

3-)

Diyanet: O, nefis arzusu ile konuşmaz.

Diyanet Vakfı: O,arzusuna göre de konuşmaz.

E. Hamdi Yazır: O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى (٤)

4-)

Diyanet: (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

Diyanet Vakfı: O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.

E. Hamdi Yazır: O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.

عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى (٥)

5-)

Diyanet: (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.

Diyanet Vakfı: Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.

E. Hamdi Yazır: Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى (٦)

6-)

Diyanet: (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.

Diyanet Vakfı: Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:

E. Hamdi Yazır: (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.

وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى (٧)

7-)

Diyanet: (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.

Diyanet Vakfı: Kendisi en yüksek ufukta iken.

E. Hamdi Yazır: O, en yüksek ufukta idi.

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى (٨)

8-)

Diyanet: Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.

Diyanet Vakfı: Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.

E. Hamdi Yazır: Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩)

9-)

Diyanet: (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.

Diyanet Vakfı: O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.

E. Hamdi Yazır: Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.

فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى (١٠)

10-)

Diyanet: Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

Diyanet Vakfı: Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.

E. Hamdi Yazır: (Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى (١١)

11-)

Diyanet: Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.

Diyanet Vakfı: (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

E. Hamdi Yazır: Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.

أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى (١٢)

12-)

Diyanet: (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

Diyanet Vakfı: Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?

E. Hamdi Yazır: Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى (١٣)

13-)

Diyanet: Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.

Diyanet Vakfı: Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,

E. Hamdi Yazır: Andolsun onu bir kez daha görmüştü.

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى (١٤)

14-)

Diyanet: Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında.

Diyanet Vakfı: Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında .

E. Hamdi Yazır: Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında.

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى (١٥)

15-)

Diyanet: Me'vâ cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır.

Diyanet Vakfı: Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.

E. Hamdi Yazır: Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır.

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى (١٦)

16-)

Diyanet: O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

Diyanet Vakfı: Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

E. Hamdi Yazır: Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى (١٧)

17-)

Diyanet: Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

Diyanet Vakfı: Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.

E. Hamdi Yazır: (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.

لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى (١٨)

18-)

Diyanet: Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.

Diyanet Vakfı: Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.

أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى (١٩)

19-)

Diyanet: Lât ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?

Diyanet Vakfı: Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?

E. Hamdi Yazır: Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?

وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى (٢٠)

20-)

Diyanet: Lât ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?

Diyanet Vakfı: Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.

E. Hamdi Yazır: Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?

أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَى (٢١)

21-)

Diyanet: Erkek size de, dişi O'na mı?

Diyanet Vakfı: Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?

E. Hamdi Yazır: Size erkek O'na dişi öyle mi?

تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى (٢٢)

22-)

Diyanet: Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.

Diyanet Vakfı: O zaman bu, insafsızca bir taksim!

E. Hamdi Yazır: Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.

إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَى (٢٣)

23-)

Diyanet: Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilâh edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.

Diyanet Vakfı: Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

E. Hamdi Yazır: Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّى (٢٤)

24-)

Diyanet: Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?

Diyanet Vakfı: Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?

E. Hamdi Yazır: Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?

فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى (٢٥)

25-)

Diyanet: Oysa, Ahiret de dünya da Allah'ındır.

Diyanet Vakfı: Ahiret de dünya da Allah'ındır.

E. Hamdi Yazır: Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَى (٢٦)

26-)

Diyanet: Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.

Diyanet Vakfı: Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.

E. Hamdi Yazır: Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنْثَى (٢٧)

27-)

Diyanet: Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.

Diyanet Vakfı: Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.

E. Hamdi Yazır: Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar

وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا (٢٨)

28-)

Diyanet: Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.

Diyanet Vakfı: Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

E. Hamdi Yazır: Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.

فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (٢٩)

29-)

Diyanet: Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.

Diyanet Vakfı: Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.

E. Hamdi Yazır: Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

ذَلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى (٣٠)

30-)

Diyanet: İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.

Diyanet Vakfı: İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.

E. Hamdi Yazır: İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى (٣١)

31-)

Diyanet: Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandırması için (böyle)dir.

Diyanet Vakfı: Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.

E. Hamdi Yazır: Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى (٣٢)

32-)

Diyanet: Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.

Diyanet Vakfı: Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

E. Hamdi Yazır: Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى (٣٣)

33-)

Diyanet: Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?

Diyanet Vakfı: Gördün mü arkasını döneni?

E. Hamdi Yazır: Şimdi gördün mü O yüz çevireni?

وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى (٣٤)

34-)

Diyanet: Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?

Diyanet Vakfı: Azıcık verip sonra vermemekte direneni?

E. Hamdi Yazır: Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?

أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى (٣٥)

35-)

Diyanet: Gayb'ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor?

Diyanet Vakfı: Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?

E. Hamdi Yazır: Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?

أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى (٣٦)

36-)

Diyanet: Yoksa, Mûsâ'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?

Diyanet Vakfı: Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan,

E. Hamdi Yazır: Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?

وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى (٣٧)

37-)

Diyanet: Yoksa, Mûsâ'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?

Diyanet Vakfı: Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler):

E. Hamdi Yazır: Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?

أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى (٣٨)

38-)

Diyanet: Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.

Diyanet Vakfı: Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.

E. Hamdi Yazır: Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.

وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى (٣٩)

39-)

Diyanet: İnsan için ancak çalıştığı vardır.

Diyanet Vakfı: Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

E. Hamdi Yazır: Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.

وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى (٤٠)

40-)

Diyanet: Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.

Diyanet Vakfı: Ve çalışması da ileride görülecektir.

E. Hamdi Yazır: Ve çalışması da yakında görülecektir.

ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَى (٤١)

41-)

Diyanet: Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.

Diyanet Vakfı: Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

E. Hamdi Yazır: Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنْتَهَى (٤٢)

42-)

Diyanet: Şüphesiz en son varış Rabbinedir.

Diyanet Vakfı: Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.

E. Hamdi Yazır: Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.

وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى (٤٣)

43-)

Diyanet: Şüphesiz O, güldürür ve ağlatır.

Diyanet Vakfı: Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.

E. Hamdi Yazır: Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.

وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا (٤٤)

44-)

Diyanet: Şüphesiz O, öldürür ve diriltir.

Diyanet Vakfı: Öldüren de dirilten de O'dur.

E. Hamdi Yazır: Öldüren de dirilten de O'dur.

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (٤٥)

45-)

Diyanet: Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.

Diyanet Vakfı: Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,

مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى (٤٦)

46-)

Diyanet: Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.

Diyanet Vakfı: (Rahime) atıldığı zaman nutfeden.

E. Hamdi Yazır: Atıldığı zaman bir nutfeden.

وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى (٤٧)

47-)

Diyanet: Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى (٤٨)

48-)

Diyanet: Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı.

Diyanet Vakfı: Zengin eden de yoksul kılan da O'dur.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى (٤٩)

49-)

Diyanet: Şüphesiz O, Şi'râ'nın Rabbidir.

Diyanet Vakfı: Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur.

E. Hamdi Yazır: Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.

وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى (٥٠)

50-)

Diyanet: Şüphesiz O, önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helâk etti ve hiç kimseyi bırakmadı.

Diyanet Vakfı: Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.

E. Hamdi Yazır: O, helak etti önce gelen Âd'ı.

وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى (٥١)

51-)

Diyanet: Şüphesiz O, önce gelen Âd kavmini ve Semûd kavmini helâk etti ve hiç kimseyi bırakmadı.

Diyanet Vakfı: Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.

E. Hamdi Yazır: Ve Semûd'u da bırakmadı.

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى (٥٢)

52-)

Diyanet: Daha önce de Nûh'un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.

Diyanet Vakfı: Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti).

E. Hamdi Yazır: Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.

وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى (٥٣)

53-)

Diyanet: O, "Mu'tefike"yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür.

Diyanet Vakfı: Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.

E. Hamdi Yazır: Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.

فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى (٥٤)

54-)

Diyanet: O, "Mu'tefike"yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür.

Diyanet Vakfı: Onların başına getireceğini getirdi!

E. Hamdi Yazır: Onları neler kapladı neler!

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَى (٥٥)

55-)

Diyanet: O hâlde Rabbi'nin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun (ey insan!).

Diyanet Vakfı: Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.

E. Hamdi Yazır: O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.

هَذَا نَذِيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْأُولَى (٥٦)

56-)

Diyanet: Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

Diyanet Vakfı: İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

E. Hamdi Yazır: Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

أَزِفَتِ الْآزِفَةُ (٥٧)

57-)

Diyanet: Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı.

Diyanet Vakfı: Yaklaşan yaklaştı.

E. Hamdi Yazır: Yaklaşan yaklaştı.

لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ (٥٨)

58-)

Diyanet: Onu Allah'tan başka açacak kimse yoktur.

Diyanet Vakfı: Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.

E. Hamdi Yazır: Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.

أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ (٥٩)

59-)

Diyanet: Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Diyanet Vakfı: Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz?

E. Hamdi Yazır: Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ (٦٠)

60-)

Diyanet: Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Diyanet Vakfı: Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!

E. Hamdi Yazır: Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

وَأَنْتُمْ سَامِدُونَ (٦١)

61-)

Diyanet: Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

Diyanet Vakfı: Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!

E. Hamdi Yazır: Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا (٦٢)

62-)

Diyanet: Haydi Allah'a secde edin ve O'na kulluk edin.

Diyanet Vakfı: Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!

E. Hamdi Yazır: Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.

Diğer Sitelerimiz



Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim