ÖNEMLİDİR - LÜTFEN OKUYUNUZ
Selamlar ben Ferdi Korkmaz, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Herkesin Arapça öğrenmesi mümkün olmadığından çoğunlukla sureler Türkçe yazılıştan ezberlenmektedir. Bu da bir çok yanlış okumaya sebep olmaktadır. Surelerin Türkçe yazılışlarını Türkçeye en yakın olabilecek şekilde çevirmeye çalıştım. Lütfen her harf nasıl yazıldıysa yazıldığı gibi okumaya özen gösteriniz. Türkçe yazılıştan okurken ses ile takip ederek okumaya çalışırsanız daha doğru şekilde öğrenmiş olursunuz.
Bu videoyu hazırlarken çok fazla ayrıntıya dikkat ederek hazırladım. Bu videoyu lütfen paylaşın. Eşiniz ve çocuğunuza izletin yanlışları var ise düzeltmesine vesile olmuş olun. Mutlaka herkesin yanlış okuduğu bir yer vardır. Kendinizi bu video sayesinde test etmiş olun.
Tekrardan Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Teşekkürler...

Mürselat Suresi Diyanet Meali (Mürselât Sûresî)

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا. (١)

1-) And olsun ki, ard arda gönderilenlere,

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا. (٢)

2-) Kasırga gibi esenlere,

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا. (٣)

3-) Hakkıyla yayanlara,

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا. (٤)

4-) Hakkıyla ayıranlara,

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا. (٥)

5-) Öğüt bırakanlara,

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا. (٦)

6-) Özür ya da uyarı olmak üzere

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ. (٧)

7-) Size vadolunan şey (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ. (٨)

8-) Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,

وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ. (٩)

9-) Gök yarıldığı zaman,

وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ. (١٠)

10-) Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ. (١١)

11-) Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).

لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ. (١٢)

12-) (Bu) hangi güne ertelenmiştir?

لِيَوْمِ الْفَصْلِ. (١٣)

13-) Hüküm ve ayırım gününe.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ. (١٤)

14-) Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (١٥)

15-) O gün vay yalanlayanların hâline!

أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ. (١٦)

16-) Biz öncekileri helâk etmedik mi?

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ. (١٧)

17-) Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.

كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ. (١٨)

18-) Biz suçlulara işte böyle yaparız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (١٩)

19-) O gün vay yalanlayanların hâline!

أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ. (٢٠)

20-) Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?

فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ. (٢١)

21-) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

إِلَى قَدَرٍ مَعْلُومٍ. (٢٢)

22-) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ. (٢٣)

23-) Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٢٤)

24-) O gün vay yalanlayanların hâline!

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا. (٢٥)

25-) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا. (٢٦)

26-) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا. (٢٧)

27-) Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٢٨)

28-) O gün vay yalanlayanların hâline!

انْطَلِقُوا إِلَى مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ. (٢٩)

29-) Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."

انْطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ. (٣٠)

30-) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ. (٣١)

31-) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ. (٣٢)

32-) Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ. (٣٣)

33-) Bunlar sanki birer kızıl devedir.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٣٤)

34-) O gün vay yalanlayanların hâline!

هَذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ. (٣٥)

35-) Bu, konuşamayacakları gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ. (٣٦)

36-) Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٣٧)

37-) O gün vay yalanlayanların hâline!

هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ. (٣٨)

38-) Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ. (٣٩)

39-) Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٤٠)

40-) O gün vay yalanlayanların hâline!

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ. (٤١)

41-) Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ. (٤٢)

42-) Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ. (٤٣)

43-) Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ. (٤٤)

44-) Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٤٥)

45-) O gün vay yalanlayanların hâline!

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ. (٤٦)

46-) Ey inkâr edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٤٧)

47-) O gün vay yalanlayanların hâline!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ. (٤٨)

48-) Onlara, "Rükû edin (namaz kılın)" dendiği zaman rükû etmezler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ. (٤٩)

49-) O gün vay yalanlayanların hâline!

فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ. (٥٠)

50-) Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?

Diğer Sitelerimiz



Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim