ÖNEMLİDİR - LÜTFEN OKUYUNUZ
Selamlar ben Ferdi Korkmaz, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Herkesin Arapça öğrenmesi mümkün olmadığından çoğunlukla sureler Türkçe yazılıştan ezberlenmektedir. Bu da bir çok yanlış okumaya sebep olmaktadır. Surelerin Türkçe yazılışlarını Türkçeye en yakın olabilecek şekilde çevirmeye çalıştım. Lütfen her harf nasıl yazıldıysa yazıldığı gibi okumaya özen gösteriniz. Türkçe yazılıştan okurken ses ile takip ederek okumaya çalışırsanız daha doğru şekilde öğrenmiş olursunuz.
Bu videoyu hazırlarken çok fazla ayrıntıya dikkat ederek hazırladım. Bu videoyu lütfen paylaşın. Eşiniz ve çocuğunuza izletin yanlışları var ise düzeltmesine vesile olmuş olun. Mutlaka herkesin yanlış okuduğu bir yer vardır. Kendinizi bu video sayesinde test etmiş olun.
Tekrardan Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Teşekkürler...

Hakka Suresi (Hâkka Sûresî) okunuşu ve anlamı

الْحَاقَّةُ (١)

1-)

Diyanet: Gerçekleşecek olan kıyamet!

Diyanet Vakfı: Gerçekleşecek olan;

E. Hamdi Yazır: (Gerçekleşecek) Kıyamet!

مَا الْحَاقَّةُ (٢)

2-)

Diyanet: Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

Diyanet Vakfı: (Evet) nedir o gerçekleşecek olan?

E. Hamdi Yazır: Nedir, o Kıyamet?

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ (٣)

3-)

Diyanet: Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?

Diyanet Vakfı: Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?

E. Hamdi Yazır: Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ (٤)

4-)

Diyanet: Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar.

Diyanet Vakfı: Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti) yalan saymışlardı.

E. Hamdi Yazır: Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ (٥)

5-)

Diyanet: Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi.

Diyanet Vakfı: Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk edildiler.

E. Hamdi Yazır: Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ (٦)

6-)

Diyanet: Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.

Diyanet Vakfı: Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.

E. Hamdi Yazır: Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَى كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ (٧)

7-)

Diyanet: Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.

Diyanet Vakfı: Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

E. Hamdi Yazır: Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

فَهَلْ تَرَى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ (٨)

8-)

Diyanet: Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?

Diyanet Vakfı: Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?

E. Hamdi Yazır: Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ (٩)

9-)

Diyanet: Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler.

Diyanet Vakfı: Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.

E. Hamdi Yazır: Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً (١٠)

10-)

Diyanet: Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.

Diyanet Vakfı: Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

E. Hamdi Yazır: Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ (١١)

11-)

Diyanet: Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ (١٢)

12-)

Diyanet: Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

Diyanet Vakfı: Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.

E. Hamdi Yazır: Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ (١٣)

13-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: Artık Sûr'a bir tek defa üflendiği,

E. Hamdi Yazır: Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,

وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً (١٤)

14-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,

E. Hamdi Yazır: Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ (١٥)

15-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).

E. Hamdi Yazır: İşte o gün olacak olur.

وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ (١٦)

16-)

Diyanet: Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.

Diyanet Vakfı: Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.

E. Hamdi Yazır: O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ (١٧)

17-)

Diyanet: Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.

Diyanet Vakfı: Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

E. Hamdi Yazır: Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ (١٨)

18-)

Diyanet: O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

Diyanet Vakfı: (Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.

E. Hamdi Yazır: O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ (١٩)

19-)

Diyanet: İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"

Diyanet Vakfı: Kitabı sağ tarafından verilen:" Alın, kitabımı okuyun" der.

E. Hamdi Yazır: Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."

إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ (٢٠)

20-)

Diyanet: "Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

Diyanet Vakfı: " Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

E. Hamdi Yazır: "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٢١)

21-)

Diyanet: Artık o, hoşnut bir hayat içindedir.

Diyanet Vakfı: Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir,

E. Hamdi Yazır: Artık o hoşnut bir hayattadır.

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ (٢٢)

22-)

Diyanet: Yüksek bir cennettedir.

Diyanet Vakfı: Yüce bir cennette,

E. Hamdi Yazır: Yüksek bir cennettedir.

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ (٢٣)

23-)

Diyanet: Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).

Diyanet Vakfı: Meyveleri sarkmış halde.

E. Hamdi Yazır: Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ (٢٤)

24-)

Diyanet: (Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.

Diyanet Vakfı: (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için.

E. Hamdi Yazır: "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ (٢٥)

25-)

Diyanet: Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."

Diyanet Vakfı: Kitabı sol tarafından verilene gelince,der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!"

E. Hamdi Yazır: Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ (٢٦)

26-)

Diyanet: "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."

Diyanet Vakfı: "Şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"

E. Hamdi Yazır: Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ (٢٧)

27-)

Diyanet: "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."

Diyanet Vakfı: Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!

E. Hamdi Yazır: Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيَهْ (٢٨)

28-)

Diyanet: "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

Diyanet Vakfı: Malım bana hiç fayda sağlamadı;

E. Hamdi Yazır: Malım bana hiç fayda vermedi.

هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ (٢٩)

29-)

Diyanet: "Saltanatım da yok olup gitti."

Diyanet Vakfı: Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.

E. Hamdi Yazır: Gücüm de benden yok olup gitti."

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ (٣٠)

30-)

Diyanet: (Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."

Diyanet Vakfı: Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;

E. Hamdi Yazır: (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."

ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ (٣١)

31-)

Diyanet: "Sonra onu cehenneme atın."

Diyanet Vakfı: Sonra alevli ateşe atın onu!

E. Hamdi Yazır: "Sonra cehenneme atın onu."

ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ (٣٢)

32-)

Diyanet: "Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."

Diyanet Vakfı: Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!

E. Hamdi Yazır: "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."

إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ (٣٣)

33-)

Diyanet: "Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

Diyanet Vakfı: Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,

E. Hamdi Yazır: Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.

وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (٣٤)

34-)

Diyanet: "Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."

Diyanet Vakfı: Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.

E. Hamdi Yazır: Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ (٣٥)

35-)

Diyanet: "Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."

Diyanet Vakfı: Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

E. Hamdi Yazır: Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ (٣٦)

36-)

Diyanet: "Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Diyanet Vakfı: İrinden başka yiyecek de yoktur.

E. Hamdi Yazır: Bir irinden başka yiyecek de yok.

لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ (٣٧)

37-)

Diyanet: Onu günahkârlardan başkası yemez."

Diyanet Vakfı: Onu (bile bile )hata işleyenlerden başkası yemez.

E. Hamdi Yazır: Onu günahkârlardan başkası yemez.

فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ (٣٨)

38-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,

E. Hamdi Yazır: Andolsun gördüklerinize,

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ (٣٩)

39-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Ve göremediklerinize ki,

E. Hamdi Yazır: Ve görmediklerinize..

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (٤٠)

40-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ (٤١)

41-)

Diyanet: O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

Diyanet Vakfı: Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

E. Hamdi Yazır: O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ (٤٢)

42-)

Diyanet: Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

Diyanet Vakfı: Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!

E. Hamdi Yazır: Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (٤٣)

43-)

Diyanet: O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Diyanet Vakfı: (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

E. Hamdi Yazır: O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ (٤٤)

44-)

Diyanet: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

Diyanet Vakfı: Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,

E. Hamdi Yazır: O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ (٤٥)

45-)

Diyanet: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

Diyanet Vakfı: Elbette onu kıskıvrak yakalardık.

E. Hamdi Yazır: Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ (٤٦)

46-)

Diyanet: Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

Diyanet Vakfı: Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

E. Hamdi Yazır: Sonra da onun şah damarını keser atardık.

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ (٤٧)

47-)

Diyanet: Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

Diyanet Vakfı: Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

E. Hamdi Yazır: O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ (٤٨)

48-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

Diyanet Vakfı: Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.

E. Hamdi Yazır: O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür .

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبِينَ (٤٩)

49-)

Diyanet: Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.

Diyanet Vakfı: İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

E. Hamdi Yazır: Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.

وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ (٥٠)

50-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.

Diyanet Vakfı: Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır.

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ (٥١)

51-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.

Diyanet Vakfı: Ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.

E. Hamdi Yazır: Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ (٥٢)

52-)

Diyanet: O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.

Diyanet Vakfı: O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.

E. Hamdi Yazır: O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Diğer Sitelerimiz



Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim