Hakka Suresi (Hâkka Sûresî) okunuşu ve anlamı

الْحَاقَّةُ (١)

1-)

Diyanet: Gerçekleşecek olan kıyamet!

Diyanet Vakfı: Gerçekleşecek olan;

E. Hamdi Yazır: (Gerçekleşecek) Kıyamet!

مَا الْحَاقَّةُ (٢)

2-)

Diyanet: Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

Diyanet Vakfı: (Evet) nedir o gerçekleşecek olan?

E. Hamdi Yazır: Nedir, o Kıyamet?

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ (٣)

3-)

Diyanet: Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?

Diyanet Vakfı: Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?

E. Hamdi Yazır: Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ (٤)

4-)

Diyanet: Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar.

Diyanet Vakfı: Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti) yalan saymışlardı.

E. Hamdi Yazır: Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ (٥)

5-)

Diyanet: Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi.

Diyanet Vakfı: Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk edildiler.

E. Hamdi Yazır: Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ (٦)

6-)

Diyanet: Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edildi.

Diyanet Vakfı: Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.

E. Hamdi Yazır: Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَى كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ (٧)

7-)

Diyanet: Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.

Diyanet Vakfı: Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

E. Hamdi Yazır: Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

فَهَلْ تَرَى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ (٨)

8-)

Diyanet: Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?

Diyanet Vakfı: Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?

E. Hamdi Yazır: Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ (٩)

9-)

Diyanet: Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lût kavmi) hep o suçu işlediler.

Diyanet Vakfı: Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.

E. Hamdi Yazır: Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً (١٠)

10-)

Diyanet: Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.

Diyanet Vakfı: Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

E. Hamdi Yazır: Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ (١١)

11-)

Diyanet: Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ (١٢)

12-)

Diyanet: Şüphesiz, (Nûh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.

Diyanet Vakfı: Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.

E. Hamdi Yazır: Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ (١٣)

13-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: Artık Sûr'a bir tek defa üflendiği,

E. Hamdi Yazır: Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,

وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً (١٤)

14-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,

E. Hamdi Yazır: Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ (١٥)

15-)

Diyanet: Sûr'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet Vakfı: işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).

E. Hamdi Yazır: İşte o gün olacak olur.

وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ (١٦)

16-)

Diyanet: Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.

Diyanet Vakfı: Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.

E. Hamdi Yazır: O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ (١٧)

17-)

Diyanet: Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.

Diyanet Vakfı: Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.

E. Hamdi Yazır: Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ (١٨)

18-)

Diyanet: O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

Diyanet Vakfı: (Ey insanlar! ) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.

E. Hamdi Yazır: O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ (١٩)

19-)

Diyanet: İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"

Diyanet Vakfı: Kitabı sağ tarafından verilen:" Alın, kitabımı okuyun" der.

E. Hamdi Yazır: Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."

إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ (٢٠)

20-)

Diyanet: "Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

Diyanet Vakfı: " Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

E. Hamdi Yazır: "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٢١)

21-)

Diyanet: Artık o, hoşnut bir hayat içindedir.

Diyanet Vakfı: Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir,

E. Hamdi Yazır: Artık o hoşnut bir hayattadır.

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ (٢٢)

22-)

Diyanet: Yüksek bir cennettedir.

Diyanet Vakfı: Yüce bir cennette,

E. Hamdi Yazır: Yüksek bir cennettedir.

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ (٢٣)

23-)

Diyanet: Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).

Diyanet Vakfı: Meyveleri sarkmış halde.

E. Hamdi Yazır: Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ (٢٤)

24-)

Diyanet: (Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.

Diyanet Vakfı: (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için.

E. Hamdi Yazır: "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ (٢٥)

25-)

Diyanet: Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."

Diyanet Vakfı: Kitabı sol tarafından verilene gelince,der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!"

E. Hamdi Yazır: Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ (٢٦)

26-)

Diyanet: "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."

Diyanet Vakfı: "Şu hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!"

E. Hamdi Yazır: Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ (٢٧)

27-)

Diyanet: "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."

Diyanet Vakfı: Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!

E. Hamdi Yazır: Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيَهْ (٢٨)

28-)

Diyanet: "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

Diyanet Vakfı: Malım bana hiç fayda sağlamadı;

E. Hamdi Yazır: Malım bana hiç fayda vermedi.

هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ (٢٩)

29-)

Diyanet: "Saltanatım da yok olup gitti."

Diyanet Vakfı: Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.

E. Hamdi Yazır: Gücüm de benden yok olup gitti."

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ (٣٠)

30-)

Diyanet: (Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."

Diyanet Vakfı: Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;

E. Hamdi Yazır: (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."

ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ (٣١)

31-)

Diyanet: "Sonra onu cehenneme atın."

Diyanet Vakfı: Sonra alevli ateşe atın onu!

E. Hamdi Yazır: "Sonra cehenneme atın onu."

ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ (٣٢)

32-)

Diyanet: "Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."

Diyanet Vakfı: Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!

E. Hamdi Yazır: "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."

إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ (٣٣)

33-)

Diyanet: "Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

Diyanet Vakfı: Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,

E. Hamdi Yazır: Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.

وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (٣٤)

34-)

Diyanet: "Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."

Diyanet Vakfı: Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.

E. Hamdi Yazır: Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ (٣٥)

35-)

Diyanet: "Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."

Diyanet Vakfı: Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

E. Hamdi Yazır: Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ (٣٦)

36-)

Diyanet: "Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Diyanet Vakfı: İrinden başka yiyecek de yoktur.

E. Hamdi Yazır: Bir irinden başka yiyecek de yok.

لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ (٣٧)

37-)

Diyanet: Onu günahkârlardan başkası yemez."

Diyanet Vakfı: Onu (bile bile )hata işleyenlerden başkası yemez.

E. Hamdi Yazır: Onu günahkârlardan başkası yemez.

فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ (٣٨)

38-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,

E. Hamdi Yazır: Andolsun gördüklerinize,

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ (٣٩)

39-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Ve göremediklerinize ki,

E. Hamdi Yazır: Ve görmediklerinize..

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (٤٠)

40-)

Diyanet: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Diyanet Vakfı: Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ (٤١)

41-)

Diyanet: O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

Diyanet Vakfı: Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

E. Hamdi Yazır: O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ (٤٢)

42-)

Diyanet: Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

Diyanet Vakfı: Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!

E. Hamdi Yazır: Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (٤٣)

43-)

Diyanet: O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Diyanet Vakfı: (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

E. Hamdi Yazır: O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ (٤٤)

44-)

Diyanet: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

Diyanet Vakfı: Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,

E. Hamdi Yazır: O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ (٤٥)

45-)

Diyanet: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

Diyanet Vakfı: Elbette onu kıskıvrak yakalardık.

E. Hamdi Yazır: Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ (٤٦)

46-)

Diyanet: Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

Diyanet Vakfı: Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

E. Hamdi Yazır: Sonra da onun şah damarını keser atardık.

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ (٤٧)

47-)

Diyanet: Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

Diyanet Vakfı: Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

E. Hamdi Yazır: O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ (٤٨)

48-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

Diyanet Vakfı: Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.

E. Hamdi Yazır: O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür .

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبِينَ (٤٩)

49-)

Diyanet: Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.

Diyanet Vakfı: İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

E. Hamdi Yazır: Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.

وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ (٥٠)

50-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.

Diyanet Vakfı: Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır.

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ (٥١)

51-)

Diyanet: Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.

Diyanet Vakfı: Ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.

E. Hamdi Yazır: Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ (٥٢)

52-)

Diyanet: O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.

Diyanet Vakfı: O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.

E. Hamdi Yazır: O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Diğer Sitelerimiz



Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim