ÖNEMLİDİR - LÜTFEN OKUYUNUZ
Selamlar ben Ferdi Korkmaz, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Herkesin Arapça öğrenmesi mümkün olmadığından çoğunlukla sureler Türkçe yazılıştan ezberlenmektedir. Bu da bir çok yanlış okumaya sebep olmaktadır. Surelerin Türkçe yazılışlarını Türkçeye en yakın olabilecek şekilde çevirmeye çalıştım. Lütfen her harf nasıl yazıldıysa yazıldığı gibi okumaya özen gösteriniz. Türkçe yazılıştan okurken ses ile takip ederek okumaya çalışırsanız daha doğru şekilde öğrenmiş olursunuz.
Bu videoyu hazırlarken çok fazla ayrıntıya dikkat ederek hazırladım. Bu videoyu lütfen paylaşın. Eşiniz ve çocuğunuza izletin yanlışları var ise düzeltmesine vesile olmuş olun. Mutlaka herkesin yanlış okuduğu bir yer vardır. Kendinizi bu video sayesinde test etmiş olun.
Tekrardan Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Teşekkürler...

Abese Suresi (Abese Sûresî) okunuşu ve anlamı

عَبَسَ وَتَوَلَّى (١)

1-)

Diyanet: Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.

Diyanet Vakfı: (Peygamber), yüzünü ekşitti ve geri döndü.

E. Hamdi Yazır: (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى (٢)

2-)

Diyanet: Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.

Diyanet Vakfı: Âmânın kendisine gelmesinden ötürü

E. Hamdi Yazır: Kendisine âmâ geldi, diye.

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى (٣)

3-)

Diyanet: (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,

Diyanet Vakfı: Belki o temizlenecek,

E. Hamdi Yazır: Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَى (٤)

4-)

Diyanet: Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.

Diyanet Vakfı: Yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.

E. Hamdi Yazır: Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.

أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى (٥)

5-)

Diyanet: Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;

Diyanet Vakfı: Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,

E. Hamdi Yazır: Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى (٦)

6-)

Diyanet: Sen, ona yöneliyorsun.

Diyanet Vakfı: Sen ona yöneliyorsun,

E. Hamdi Yazır: Sen ona yöneliyorsun.

وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى (٧)

7-)

Diyanet: (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!

Diyanet Vakfı: Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.

E. Hamdi Yazır: Onun temizlenmemesinden sana ne?

وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَى (٨)

8-)

Diyanet: Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.

Diyanet Vakfı: Fakat koşarak sana gelen ,

E. Hamdi Yazır: Ama sana can atarak gelen,

وَهُوَ يَخْشَى (٩)

9-)

Diyanet: Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.

Diyanet Vakfı: Ve (Allah'tan) korkarak gelenle ,

E. Hamdi Yazır: Allah'tan korkarak gelmişken,

فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى (١٠)

10-)

Diyanet: Ona aldırmıyorsun.

Diyanet Vakfı: Sen onunla ilgilenmiyorsun.

E. Hamdi Yazır: Sen onunla ilgilenmiyorsun.

كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ (١١)

11-)

Diyanet: Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.

Diyanet Vakfı: Hayır! Şüphesiz bunlar bir öğüttür,

E. Hamdi Yazır: Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.

فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ (١٢)

12-)

Diyanet: Dileyen ondan öğüt alır.

Diyanet Vakfı: Dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır,

E. Hamdi Yazır: Artık dileyen onu düşünür.

فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ (١٣)

13-)

Diyanet: O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Diyanet Vakfı: O, değerli sahifelerdir,

E. Hamdi Yazır: O, değerli sahifelerdedir.

مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ (١٤)

14-)

Diyanet: O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Diyanet Vakfı: Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde,

E. Hamdi Yazır: Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.

بِأَيْدِي سَفَرَةٍ (١٥)

15-)

Diyanet: O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Diyanet Vakfı: Kâtiplerin ellerindedir ,

E. Hamdi Yazır: Yazıcıların ellerindedir,

كِرَامٍ بَرَرَةٍ (١٦)

16-)

Diyanet: O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Diyanet Vakfı: Değerli ve güvenilir katiplerin.

E. Hamdi Yazır: Değerli, iyi yazıcıların.

قُتِلَ الْإِنْسَانُ مَا أَكْفَرَهُ (١٧)

17-)

Diyanet: Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!

Diyanet Vakfı: Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!

E. Hamdi Yazır: O kahrolası insan, ne nankör şey.

مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ (١٨)

18-)

Diyanet: Allah, onu hangi şeyden yarattı?

Diyanet Vakfı: Allah onu neden yarattı?

E. Hamdi Yazır: O yaratan onu hangi şeyden yarattı?

مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ (١٩)

19-)

Diyanet: Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.

Diyanet Vakfı: Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.

E. Hamdi Yazır: Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.

ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ (٢٠)

20-)

Diyanet: Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

Diyanet Vakfı: Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

E. Hamdi Yazır: Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.

ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ (٢١)

21-)

Diyanet: Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.

Diyanet Vakfı: Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.

E. Hamdi Yazır: Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.

ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنْشَرَهُ (٢٢)

22-)

Diyanet: Sonra, dilediği vakit onu diriltir.

Diyanet Vakfı: Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.

E. Hamdi Yazır: Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ (٢٣)

23-)

Diyanet: Hayır, hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)

Diyanet Vakfı: Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.

E. Hamdi Yazır: Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,

فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَى طَعَامِهِ (٢٤)

24-)

Diyanet: Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!

Diyanet Vakfı: İnsan, yediğine bir baksın!

E. Hamdi Yazır: Bir de o insan yiyeceğine baksın.

أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا (٢٥)

25-)

Diyanet: Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.

Diyanet Vakfı: Yağmurlar yağdırdık,

E. Hamdi Yazır: Biz o suyu bol bol döktük.

ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا (٢٦)

26-)

Diyanet: Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!

Diyanet Vakfı: Sonra toprağı göz göz yardık,

E. Hamdi Yazır: Sonra toprağı nasıl da yardık.

فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا (٢٧)

27-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: Bu suretle orada ekinler bitirdik,

E. Hamdi Yazır: Bu suretle orada ekinler bitirdik.

وَعِنَبًا وَقَضْبًا (٢٨)

28-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: Üzümler ,yoncalar ,

E. Hamdi Yazır: Üzümler, yoncalar,

وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا (٢٩)

29-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: Zeytinlikler, hurmalıklar ,

E. Hamdi Yazır: Zeytinlikler, hurmalıklar,

وَحَدَائِقَ غُلْبًا (٣٠)

30-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: İri ve sık ağaçlı bahçeler,

E. Hamdi Yazır: İri ve sık ağaçlı bahçeler,

وَفَاكِهَةً وَأَبًّا (٣١)

31-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: Meyveler ve çayırlar bitirdik.

E. Hamdi Yazır: Meyveler, çayırlar bitirdik.

مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ (٣٢)

32-)

Diyanet: Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Diyanet Vakfı: (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.

E. Hamdi Yazır: Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.

فَإِذَا جَاءَتِ الصَّاخَّةُ (٣٣)

33-)

Diyanet: Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

Diyanet Vakfı: Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,

E. Hamdi Yazır: Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ (٣٤)

34-)

Diyanet: Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

Diyanet Vakfı: İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.

E. Hamdi Yazır: O gün kişi kaçar, kardeşinden...

وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ (٣٥)

35-)

Diyanet: Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

Diyanet Vakfı: Annesinden, babasından,

E. Hamdi Yazır: Anasından , babasından..

وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ (٣٦)

36-)

Diyanet: Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

Diyanet Vakfı: Eşinden ve çocuklarından .

E. Hamdi Yazır: Eşinden ve oğullarından.

لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ (٣٧)

37-)

Diyanet: Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

Diyanet Vakfı: O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.

E. Hamdi Yazır: Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ (٣٨)

38-)

Diyanet: O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,

Diyanet Vakfı: O gün bir takım yüzler parıl parıl,

E. Hamdi Yazır: Yüzler var ki, o gün parıl parıl,

ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ (٣٩)

39-)

Diyanet: Gülerler, sevinirler.

Diyanet Vakfı: Güler ve sevinir.

E. Hamdi Yazır: Güler, sevinir.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ (٤٠)

40-)

Diyanet: O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.

Diyanet Vakfı: Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,

E. Hamdi Yazır: Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ (٤١)

41-)

Diyanet: Onları bir siyahlık bürür.

Diyanet Vakfı: Hüzünden kapkara kesilmiştir.

E. Hamdi Yazır: Onları karanlık bürümüş,

أُولَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ (٤٢)

42-)

Diyanet: İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.

Diyanet Vakfı: İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.

E. Hamdi Yazır: İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.

Diğer Sitelerimiz



Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim