Şuara Suresi Elmalılı Hamdi Yazır Meali (Şu'arâ Sûresî)

Şuara Suresi / 150

١٥٠. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."

Şuara Suresi / 151

١٥١. وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ

"Bozguncuların emrine uymayın."

Şuara Suresi / 152

١٥٢. الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen."

Şuara Suresi / 153

١٥٣. قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"

Şuara Suresi / 154

١٥٤. مَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."

Şuara Suresi / 155

١٥٥. قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.

Şuara Suresi / 156

١٥٦. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."

Şuara Suresi / 157

١٥٧. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ

Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.

Şuara Suresi / 158

١٥٨. فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 159

١٥٩. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 160

١٦٠. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ

Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

Şuara Suresi / 161

١٦١. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"

Şuara Suresi / 162

١٦٢. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 163

١٦٣. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 164

١٦٤. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

Şuara Suresi / 165

١٦٥. أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ

"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

Şuara Suresi / 166

١٦٦. وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

Şuara Suresi / 167

١٦٧. قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ

Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."

Şuara Suresi / 168

١٦٨. قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ

Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."

Şuara Suresi / 169

١٦٩. رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ

"Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."

Şuara Suresi / 170

١٧٠. فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,

Şuara Suresi / 171

١٧١. إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.

Şuara Suresi / 172

١٧٢. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.

Şuara Suresi / 173

١٧٣. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!

Şuara Suresi / 174

١٧٤. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 175

١٧٥. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 176

١٧٦. كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ

Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.

Şuara Suresi / 177

١٧٧. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 178

١٧٨. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 1

١. طسم

Tâ, Sîn, Mîm.

Şuara Suresi / 2

٢. تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

Şuara Suresi / 3

٣. لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!

Şuara Suresi / 4

٤. إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ

Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.

Şuara Suresi / 5

٥. وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.

Şuara Suresi / 6

٦. فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.

Şuara Suresi / 7

٧. أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.

Şuara Suresi / 8

٨. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.

Şuara Suresi / 9

٩. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 10

١٠. وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.

Şuara Suresi / 11

١١. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ

"Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"

Şuara Suresi / 12

١٢. قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ

(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."

Şuara Suresi / 13

١٣. وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ

"Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."

Şuara Suresi / 14

١٤. وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ

"Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."

Şuara Suresi / 15

١٥. قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."

Şuara Suresi / 16

١٦. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

Şuara Suresi / 17

١٧. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."

Şuara Suresi / 18

١٨. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

"Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

Şuara Suresi / 19

١٩. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ

"Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"

Şuara Suresi / 20

٢٠. قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ

Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."

Şuara Suresi / 21

٢١. فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ

"Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."

Şuara Suresi / 22

٢٢. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ

"O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "

Şuara Suresi / 23

٢٣. قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ

Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"

Şuara Suresi / 24

٢٤. قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ

Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."

Şuara Suresi / 25

٢٥. قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

Şuara Suresi / 26

٢٦. قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."

Şuara Suresi / 27

٢٧. قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.

Şuara Suresi / 28

٢٨. قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."

Şuara Suresi / 29

٢٩. قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ

Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.

Şuara Suresi / 30

٣٠. قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ

Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

Şuara Suresi / 31

٣١. قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.

Şuara Suresi / 32

٣٢. فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ

Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

Şuara Suresi / 33

٣٣. وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ

Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.

Şuara Suresi / 34

٣٤. قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ

Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"

Şuara Suresi / 35

٣٥. يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

"Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"

Şuara Suresi / 36

٣٦. قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ

Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."

Şuara Suresi / 37

٣٧. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

Şuara Suresi / 38

٣٨. فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.

Şuara Suresi / 39

٣٩. وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ

Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.

Şuara Suresi / 40

٤٠. لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.

Şuara Suresi / 41

٤١. فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ

Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.

Şuara Suresi / 42

٤٢. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ

Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

Şuara Suresi / 43

٤٣. قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ

Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.

Şuara Suresi / 44

٤٤. فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.

Şuara Suresi / 45

٤٥. فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!

Şuara Suresi / 46

٤٦. فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

Şuara Suresi / 47

٤٧. قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "

Şuara Suresi / 48

٤٨. رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ

"Musa ve Harun'un Rabbine!"

Şuara Suresi / 49

٤٩. قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"

Şuara Suresi / 50

٥٠. قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ

"Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."

Şuara Suresi / 51

٥١. إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ

"Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"

Şuara Suresi / 52

٥٢. وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.

Şuara Suresi / 53

٥٣. فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

Şuara Suresi / 54

٥٤. إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

"Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."

Şuara Suresi / 55

٥٥. وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ

"(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "

Şuara Suresi / 56

٥٦. وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ

"Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)

Şuara Suresi / 57

٥٧. فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,

Şuara Suresi / 58

٥٨. وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

Şuara Suresi / 59

٥٩. كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.

Şuara Suresi / 60

٦٠. فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ

Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.

Şuara Suresi / 61

٦١. فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.

Şuara Suresi / 62

٦٢. قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."

Şuara Suresi / 63

٦٣. فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,

Şuara Suresi / 64

٦٤. وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ

Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.

Şuara Suresi / 65

٦٥. وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ

Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,

Şuara Suresi / 66

٦٦. ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Sonra da ötekileri suda boğduk.

Şuara Suresi / 67

٦٧. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 68

٦٨. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 69

٦٩. وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ

(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.

Şuara Suresi / 70

٧٠. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

Şuara Suresi / 71

٧١. قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ

"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.

Şuara Suresi / 72

٧٢. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"

Şuara Suresi / 73

٧٣. أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

"Veya size fayda veya zararları olur mu?"

Şuara Suresi / 74

٧٤. قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ

"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."

Şuara Suresi / 75

٧٥. قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

İbrahim dedi ki: "İyi ama neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

Şuara Suresi / 76

٧٦. أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ

"İster sizin, ister önceki atalarınızın"

Şuara Suresi / 77

٧٧. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ

"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"

Şuara Suresi / 78

٧٨. الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ

"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"

Şuara Suresi / 79

٧٩. وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ

"Beni yediren, içirendir,"

Şuara Suresi / 80

٨٠. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."

Şuara Suresi / 81

٨١. وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ

"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "

Şuara Suresi / 82

٨٢. وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ

"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."

Şuara Suresi / 83

٨٣. رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."

Şuara Suresi / 84

٨٤. وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ

"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"

Şuara Suresi / 85

٨٥. وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ

"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"

Şuara Suresi / 86

٨٦. وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ

"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "

Şuara Suresi / 87

٨٧. وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ

"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."

Şuara Suresi / 88

٨٨. يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

Şuara Suresi / 89

٨٩. إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."

Şuara Suresi / 90

٩٠. وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.

Şuara Suresi / 91

٩١. وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.

Şuara Suresi / 92

٩٢. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

Onlara, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? denilir.

Şuara Suresi / 93

٩٣. مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ

Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?

Şuara Suresi / 94

٩٤. فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ

Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.

Şuara Suresi / 95

٩٥. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Ve bütün o İblis orduları

Şuara Suresi / 96

٩٦. قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

Şuara Suresi / 97

٩٧. تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

Şuara Suresi / 98

٩٨. إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."

Şuara Suresi / 99

٩٩. وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ

"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."

Şuara Suresi / 100

١٠٠. فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ

"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"

Şuara Suresi / 101

١٠١. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

"Ne de yakın bir dost."

Şuara Suresi / 102

١٠٢. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."

Şuara Suresi / 103

١٠٣. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 104

١٠٤. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 105

١٠٥. كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ

Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

Şuara Suresi / 106

١٠٦. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 107

١٠٧. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.

Şuara Suresi / 108

١٠٨. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 109

١٠٩. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."

Şuara Suresi / 110

١١٠. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 111

١١١. قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ

"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"

Şuara Suresi / 112

١١٢. قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."

Şuara Suresi / 113

١١٣. إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ

"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"

Şuara Suresi / 114

١١٤. وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ

"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."

Şuara Suresi / 115

١١٥. إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Şuara Suresi / 116

١١٦. قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ

Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"

Şuara Suresi / 117

١١٧. قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ

Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."

Şuara Suresi / 118

١١٨. فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

Şuara Suresi / 119

١١٩. فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.

Şuara Suresi / 120

١٢٠. ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ

Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.

Şuara Suresi / 121

١٢١. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 122

١٢٢. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 123

١٢٣. كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ

Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

Şuara Suresi / 124

١٢٤. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 125

١٢٥. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."

Şuara Suresi / 126

١٢٦. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 127

١٢٧. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "

Şuara Suresi / 128

١٢٨. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ

"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"

Şuara Suresi / 129

١٢٩. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"

Şuara Suresi / 130

١٣٠. وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."

Şuara Suresi / 131

١٣١. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 132

١٣٢. وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ

"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"

Şuara Suresi / 133

١٣٣. أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ

"Davarlar, oğullar,"

Şuara Suresi / 134

١٣٤. وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."

Şuara Suresi / 135

١٣٥. إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."

Şuara Suresi / 136

١٣٦. قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ

"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."

Şuara Suresi / 137

١٣٧. إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ

"Bu sırf eskilerin âdetidir."

Şuara Suresi / 138

١٣٨. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

Şuara Suresi / 139

١٣٩. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 140

١٤٠. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 141

١٤١. كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ

Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

Şuara Suresi / 142

١٤٢. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 143

١٤٣. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 144

١٤٤. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 145

١٤٥. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

Şuara Suresi / 146

١٤٦. أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ

"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

Şuara Suresi / 147

١٤٧. فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

"Bahçelerin, pınarların içinde,"

Şuara Suresi / 148

١٤٨. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"

Şuara Suresi / 149

١٤٩. وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ

Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."

Şuara Suresi / 179

١٧٩. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 180

١٨٠. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."

Şuara Suresi / 181

١٨١. أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ

"Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."

Şuara Suresi / 182

١٨٢. وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ

"Ve doğru terazi ile tartın."

Şuara Suresi / 183

١٨٣. وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

"Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

Şuara Suresi / 184

١٨٤. وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ

"O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."

Şuara Suresi / 185

١٨٥. قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."

Şuara Suresi / 186

١٨٦. وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."

Şuara Suresi / 187

١٨٧. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

"Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."

Şuara Suresi / 188

١٨٨. قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

Şuara Suresi / 189

١٨٩. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

Şuara Suresi / 190

١٩٠. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 191

١٩١. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuara Suresi / 192

١٩٢. وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

Şuara Suresi / 193

١٩٣. نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

(Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;

Şuara Suresi / 194

١٩٤. عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;

Şuara Suresi / 195

١٩٥. بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ

Açık parlak bir Arapça lisan ile.

Şuara Suresi / 196

١٩٦. وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ

O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.

Şuara Suresi / 197

١٩٧. أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?

Şuara Suresi / 198

١٩٨. وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de

Şuara Suresi / 199

١٩٩. فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ

Bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

Şuara Suresi / 200

٢٠٠. كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk.

Şuara Suresi / 201

٢٠١. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

(Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Şuara Suresi / 202

٢٠٢. فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

Şuara Suresi / 203

٢٠٣. فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.

Şuara Suresi / 204

٢٠٤. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.

Şuara Suresi / 205

٢٠٥. أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ

Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,

Şuara Suresi / 206

٢٠٦. ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ

Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,

Şuara Suresi / 207

٢٠٧. مَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ

O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.

Şuara Suresi / 208

٢٠٨. وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ

Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.

Şuara Suresi / 209

٢٠٩. ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ

(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.

Şuara Suresi / 210

٢١٠. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ

Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.

Şuara Suresi / 211

٢١١. وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.

Şuara Suresi / 212

٢١٢. إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

Şuara Suresi / 213

٢١٣. فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ

O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.

Şuara Suresi / 214

٢١٤. وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ

(Önce) en yakın hısımlarını uyar.

Şuara Suresi / 215

٢١٥. وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ve sana uyan müminlere kanadını indir.

Şuara Suresi / 216

٢١٦. فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."

Şuara Suresi / 217

٢١٧. وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

Şuara Suresi / 218

٢١٨. الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ

O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

Şuara Suresi / 219

٢١٩. وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ

Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)

Şuara Suresi / 220

٢٢٠. إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.

Şuara Suresi / 221

٢٢١. هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

Şuara Suresi / 222

٢٢٢. تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.

Şuara Suresi / 223

٢٢٣. يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ

Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.

Şuara Suresi / 224

٢٢٤. وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ

Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.

Şuara Suresi / 225

٢٢٥. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını

Şuara Suresi / 226

٢٢٦. وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

Şuara Suresi / 227

٢٢٧. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.


Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim