Şuara Suresi Diyanet Meali (Şu'arâ Sûresî)

Şuara Suresi / 150

١٥٠. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 151

١٥١. وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ

"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

Şuara Suresi / 152

١٥٢. الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."

Şuara Suresi / 153

١٥٣. قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

Şuara Suresi / 154

١٥٤. مَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."

Şuara Suresi / 155

١٥٥. قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."

Şuara Suresi / 156

١٥٦. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."

Şuara Suresi / 157

١٥٧. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ

Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.

Şuara Suresi / 158

١٥٨. فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 159

١٥٩. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 160

١٦٠. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ

Lût'un kavmi de peygamberleri yalanladı.

Şuara Suresi / 161

١٦١. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 162

١٦٢. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 163

١٦٣. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 164

١٦٤. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara Suresi / 165

١٦٥. أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ

"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

Şuara Suresi / 166

١٦٦. وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."

Şuara Suresi / 167

١٦٧. قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ

Dediler ki: "Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"

Şuara Suresi / 168

١٦٨. قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ

Lût, şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."

Şuara Suresi / 169

١٦٩. رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."

Şuara Suresi / 170

١٧٠. فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

Şuara Suresi / 171

١٧١. إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.

Şuara Suresi / 172

١٧٢. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Sonra diğerlerini helâk ettik.

Şuara Suresi / 173

١٧٣. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

Şuara Suresi / 174

١٧٤. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 175

١٧٥. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 176

١٧٦. كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ

Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.

Şuara Suresi / 177

١٧٧. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani Şu'ayb, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 178

١٧٨. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 1

١. طسم

Tâ Sîn Mîm.

Şuara Suresi / 2

٢. تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.

Şuara Suresi / 3

٣. لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!

Şuara Suresi / 4

٤. إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ

Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.

Şuara Suresi / 5

٥. وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

Şuara Suresi / 6

٦. فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Onlar (Allah'ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

Şuara Suresi / 7

٧. أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.

Şuara Suresi / 8

٨. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

Şuara Suresi / 9

٩. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Şuara Suresi / 10

١٠. وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Hani Rabbin, Mûsâ'ya; "Zalimler topluluğuna,

Şuara Suresi / 11

١١. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ

Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.

Şuara Suresi / 12

١٢. قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ

Mûsâ, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

Şuara Suresi / 13

١٣. وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ

"Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)."

Şuara Suresi / 14

١٤. وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ

"Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım."

Şuara Suresi / 15

١٥. قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."

Şuara Suresi / 16

١٦. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz",

Şuara Suresi / 17

١٧. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."

Şuara Suresi / 18

١٨. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Firavun, şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."

Şuara Suresi / 19

١٩. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ

"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."

Şuara Suresi / 20

٢٠. قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ

Mûsâ, şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken (istemeyerek) yaptım."

Şuara Suresi / 21

٢١. فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ

"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."

Şuara Suresi / 22

٢٢. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ

"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."

Şuara Suresi / 23

٢٣. قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ

Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

Şuara Suresi / 24

٢٤. قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ

Mûsâ, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."

Şuara Suresi / 25

٢٥. قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.

Şuara Suresi / 26

٢٦. قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Mûsâ, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

Şuara Suresi / 27

٢٧. قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi.

Şuara Suresi / 28

٢٨. قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.

Şuara Suresi / 29

٢٩. قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ

Firavun, "Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."

Şuara Suresi / 30

٣٠. قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ

Mûsâ, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.

Şuara Suresi / 31

٣١. قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.

Şuara Suresi / 32

٣٢. فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ

Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

Şuara Suresi / 33

٣٣. وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ

Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.

Şuara Suresi / 34

٣٤. قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır" dedi.

Şuara Suresi / 35

٣٥. يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"

Şuara Suresi / 36

٣٦. قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

Şuara Suresi / 37

٣٧. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."

Şuara Suresi / 38

٣٨. فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

Şuara Suresi / 39

٣٩. وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ

İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

Şuara Suresi / 40

٤٠. لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)

Şuara Suresi / 41

٤١. فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?" dediler.

Şuara Suresi / 42

٤٢. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ

Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.

Şuara Suresi / 43

٤٣. قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ

Mûsâ onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.

Şuara Suresi / 44

٤٤. فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.

Şuara Suresi / 45

٤٥. فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

Şuara Suresi / 46

٤٦. فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

Şuara Suresi / 47

٤٧. قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

"Âlemlerin Rabbine inandık" dediler.

Şuara Suresi / 48

٤٨. رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ

"Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbi'ne."

Şuara Suresi / 49

٤٩. قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

Şuara Suresi / 50

٥٠. قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ

Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."

Şuara Suresi / 51

٥١. إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ

"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

Şuara Suresi / 52

٥٢. وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

Biz Mûsâ'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.

Şuara Suresi / 53

٥٣. فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

Şuara Suresi / 54

٥٤. إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur."

Şuara Suresi / 55

٥٥. وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ

"Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar."

Şuara Suresi / 56

٥٦. وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ

"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."

Şuara Suresi / 57

٥٧. فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından,

Şuara Suresi / 58

٥٨. وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

Şuara Suresi / 59

٥٩. كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Şuara Suresi / 60

٦٠. فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

Şuara Suresi / 61

٦١. فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.

Şuara Suresi / 62

٦٢. قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

Mûsâ, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

Şuara Suresi / 63

٦٣. فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

Bunun üzerine Mûsâ'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

Şuara Suresi / 64

٦٤. وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

Şuara Suresi / 65

٦٥. وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ

Mûsâ'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

Şuara Suresi / 66

٦٦. ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Sonra ötekileri suda boğduk.

Şuara Suresi / 67

٦٧. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

Şuara Suresi / 68

٦٨. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

Şuara Suresi / 69

٦٩. وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ

Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

Şuara Suresi / 70

٧٠. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

Şuara Suresi / 71

٧١. قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

Şuara Suresi / 72

٧٢. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

Şuara Suresi / 73

٧٣. أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

Şuara Suresi / 74

٧٤. قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

Şuara Suresi / 75

٧٥. قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

İbrahim, şöyle dedi: "gördünüz mü?

Şuara Suresi / 76

٧٦. أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ

Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri."

Şuara Suresi / 77

٧٧. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ

"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."

Şuara Suresi / 78

٧٨. الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ

"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

Şuara Suresi / 79

٧٩. وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ

"O, bana yediren ve içirendir."

Şuara Suresi / 80

٨٠. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

"Hastalandığımda da O bana şifa verir."

Şuara Suresi / 81

٨١. وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ

"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

Şuara Suresi / 82

٨٢. وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ

"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

Şuara Suresi / 83

٨٣. رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

Şuara Suresi / 84

٨٤. وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ

"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."

Şuara Suresi / 85

٨٥. وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ

"Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle."

Şuara Suresi / 86

٨٦. وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

Şuara Suresi / 87

٨٧. وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ

"(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"

Şuara Suresi / 88

٨٨. يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

Şuara Suresi / 89

٨٩. إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."

Şuara Suresi / 90

٩٠. وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

Şuara Suresi / 91

٩١. وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara,

Şuara Suresi / 92

٩٢. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ

"Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede?

Şuara Suresi / 93

٩٣. مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ

Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

Şuara Suresi / 94

٩٤. فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ

Artık onlar ve o azgınlar ile

Şuara Suresi / 95

٩٥. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

Şuara Suresi / 96

٩٦. قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

Şuara Suresi / 97

٩٧. تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

Şuara Suresi / 98

٩٨. إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

"Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."

Şuara Suresi / 99

٩٩. وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ

"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."

Şuara Suresi / 100

١٠٠. فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ

"İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."

Şuara Suresi / 101

١٠١. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

"Candan bir dostumuz da yok."

Şuara Suresi / 102

١٠٢. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

Şuara Suresi / 103

١٠٣. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

Şuara Suresi / 104

١٠٤. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 105

١٠٥. كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ

Nûh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı.

Şuara Suresi / 106

١٠٦. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 107

١٠٧. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 108

١٠٨. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 109

١٠٩. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara Suresi / 110

١١٠. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"O hâlde, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

Şuara Suresi / 111

١١١. قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ

Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?"

Şuara Suresi / 112

١١٢. قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Nûh, şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?"

Şuara Suresi / 113

١١٣. إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ

"Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!"

Şuara Suresi / 114

١١٤. وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ

"Ben inananları kovacak değilim."

Şuara Suresi / 115

١١٥. إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Şuara Suresi / 116

١١٦. قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ

Dediler ki: "Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!"

Şuara Suresi / 117

١١٧. قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ

Nûh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı."

Şuara Suresi / 118

١١٨. فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar."

Şuara Suresi / 119

١١٩. فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.

Şuara Suresi / 120

١٢٠. ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ

Sonra da geride kalanları suda boğduk.

Şuara Suresi / 121

١٢١. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 122

١٢٢. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 123

١٢٣. كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ

Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.

Şuara Suresi / 124

١٢٤. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 125

١٢٥. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 126

١٢٦. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 127

١٢٧. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara Suresi / 128

١٢٨. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ

"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"

Şuara Suresi / 129

١٢٩. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

"İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"

Şuara Suresi / 130

١٣٠. وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."

Şuara Suresi / 131

١٣١. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Şuara Suresi / 132

١٣٢. وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ

"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

Şuara Suresi / 133

١٣٣. أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ

"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

Şuara Suresi / 134

١٣٤. وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."

Şuara Suresi / 135

١٣٥. إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."

Şuara Suresi / 136

١٣٦. قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ

Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."

Şuara Suresi / 137

١٣٧. إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ

"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."

Şuara Suresi / 138

١٣٨. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

"Biz azaba uğratılacak da değiliz."

Şuara Suresi / 139

١٣٩. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Böylece onlar Hûd'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 140

١٤٠. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 141

١٤١. كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ

Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.

Şuara Suresi / 142

١٤٢. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Şuara Suresi / 143

١٤٣. إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara Suresi / 144

١٤٤. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"

Şuara Suresi / 145

١٤٥. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara Suresi / 146

١٤٦. أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Şuara Suresi / 147

١٤٧. فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Şuara Suresi / 148

١٤٨. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Şuara Suresi / 149

١٤٩. وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ

"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."

Şuara Suresi / 179

١٧٩. فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuara Suresi / 180

١٨٠. وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara Suresi / 181

١٨١. أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ

"Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."

Şuara Suresi / 182

١٨٢. وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ

"Doğru terazi ile tartın."

Şuara Suresi / 183

١٨٣. وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

Şuara Suresi / 184

١٨٤. وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ

"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."

Şuara Suresi / 185

١٨٥. قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."

Şuara Suresi / 186

١٨٦. وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

"Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."

Şuara Suresi / 187

١٨٧. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."

Şuara Suresi / 188

١٨٨. قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Şu'ayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

Şuara Suresi / 189

١٨٩. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Onlar Şu'ayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

Şuara Suresi / 190

١٩٠. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara Suresi / 191

١٩١. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

Şuara Suresi / 192

١٩٢. وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Şüphesiz bu Kur'an, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir.

Şuara Suresi / 193

١٩٣. نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Şuara Suresi / 194

١٩٤. عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Şuara Suresi / 195

١٩٥. بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ

Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

Şuara Suresi / 196

١٩٦. وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ

Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.

Şuara Suresi / 197

١٩٧. أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

Şuara Suresi / 198

١٩٨. وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

Şuara Suresi / 199

١٩٩. فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

Şuara Suresi / 200

٢٠٠. كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

Şuara Suresi / 201

٢٠١. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Şuara Suresi / 202

٢٠٢. فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Şuara Suresi / 203

٢٠٣. فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Şuara Suresi / 204

٢٠٤. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

Şuara Suresi / 205

٢٠٥. أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ

Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

Şuara Suresi / 206

٢٠٦. ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ

Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (hâlleri nice olurdu?)

Şuara Suresi / 207

٢٠٧. مَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ

(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.

Şuara Suresi / 208

٢٠٨. وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ

Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.

Şuara Suresi / 209

٢٠٩. ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ

Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.

Şuara Suresi / 210

٢١٠. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ

O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

Şuara Suresi / 211

٢١١. وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

Şuara Suresi / 212

٢١٢. إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

Şuara Suresi / 213

٢١٣. فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ

Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!

Şuara Suresi / 214

٢١٤. وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

Şuara Suresi / 215

٢١٥. وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.

Şuara Suresi / 216

٢١٦. فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

Şuara Suresi / 217

٢١٧. وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

Şuara Suresi / 218

٢١٨. الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ

Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

Şuara Suresi / 219

٢١٩. وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ

Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.

Şuara Suresi / 220

٢٢٠. إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Şuara Suresi / 221

٢٢١. هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

Şuara Suresi / 222

٢٢٢. تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Onlar, her günahkâr yalancıya inerler.

Şuara Suresi / 223

٢٢٣. يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ

Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.

Şuara Suresi / 224

٢٢٤. وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.

Şuara Suresi / 225

٢٢٥. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

Şuara Suresi / 226

٢٢٦. وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

Şuara Suresi / 227

٢٢٧. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.

Felak Suresi veya Nas Suresi okumak ister misiniz.
Ayetel Kürsi okumak ister misin?
Nazar Duası okumak ister misiniz?

Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyaları da eklenecektir.

İletişim - Hakkımızda