Sâffât Suresi Meali

Sâffât Suresi / 111

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Diyanet: Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

Diyanet Vakfı: Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.

E. Hamdi Yazır: Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 112

وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ

Diyanet: Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

Diyanet Vakfı: Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.

E. Hamdi Yazır: Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

Sâffât Suresi / 113

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَاقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ

Diyanet: Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

Diyanet Vakfı: Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.

E. Hamdi Yazır: Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

Sâffât Suresi / 114

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

Diyanet: Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

Diyanet Vakfı: Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.

Sâffât Suresi / 115

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Diyanet: Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Diyanet Vakfı: Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

E. Hamdi Yazır: Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Sâffât Suresi / 116

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

Diyanet: Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

Diyanet Vakfı: Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.

E. Hamdi Yazır: Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

Sâffât Suresi / 117

وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ

Diyanet: Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

Diyanet Vakfı: Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.

E. Hamdi Yazır: Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.

Sâffât Suresi / 118

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

Diyanet: Onları doğru yola ilettik.

Diyanet Vakfı: Her ikisini de doğru yola ilettik.

E. Hamdi Yazır: Kendilerini doğru yola çıkardık.

Sâffât Suresi / 119

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ

Diyanet: Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

Diyanet Vakfı: Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.

E. Hamdi Yazır: Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

Sâffât Suresi / 120

سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

Diyanet: Mûsâ'ya ve Hârûn'a selâm olsun.

Diyanet Vakfı: Musa ve Harun'a selam olsun.

E. Hamdi Yazır: Selam olsun, Musa ile Harun'a.

Sâffât Suresi / 121

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Diyanet: Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

Diyanet Vakfı: Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.

E. Hamdi Yazır: İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât Suresi / 122

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Diyanet: Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.

E. Hamdi Yazır: Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 123

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

Diyanet Vakfı: İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.

Sâffât Suresi / 124

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ

Diyanet: Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Diyanet Vakfı: (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

E. Hamdi Yazır: Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?

Sâffât Suresi / 125

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ

Diyanet: "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.

E. Hamdi Yazır: Yaratanların en güzeli olanı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

Sâffât Suresi / 126

اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Diyanet: "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: "Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"

E. Hamdi Yazır: "Sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı"

Sâffât Suresi / 127

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet: Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

Diyanet Vakfı: Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.

E. Hamdi Yazır: Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

Sâffât Suresi / 128

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Diyanet: Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Diyanet Vakfı: Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.

E. Hamdi Yazır: Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

Sâffât Suresi / 129

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Diyanet: Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

Diyanet Vakfı: Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,

E. Hamdi Yazır: Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

Sâffât Suresi / 130

سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ

Diyanet: İlyas'a selâm olsun.

Diyanet Vakfı: "İlyas'a selâm!" dedik.

E. Hamdi Yazır: Selam olsun İlyâsîn'e .

Sâffât Suresi / 131

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Diyanet: Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.

E. Hamdi Yazır: İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât Suresi / 132

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Diyanet: Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

Diyanet Vakfı: Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.

E. Hamdi Yazır: Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 133

وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.

Diyanet Vakfı: Lût da elbette peygamberlerdendi.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.

Sâffât Suresi / 134

إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

Diyanet: Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

Diyanet Vakfı: Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.

E. Hamdi Yazır: Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

Sâffât Suresi / 135

إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

Diyanet: Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

Diyanet Vakfı: Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,

E. Hamdi Yazır: Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

Sâffât Suresi / 136

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Diyanet: Sonra da diğerlerini yok ettik.

Diyanet Vakfı: Sonra diğerlerini yok ettik.

E. Hamdi Yazır: Sonra diğerlerini helak etmiştik.

Sâffât Suresi / 137

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ

Diyanet: Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Diyanet Vakfı: (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz:sabahleyin

E. Hamdi Yazır: Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

Sâffât Suresi / 138

وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Diyanet: Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Diyanet Vakfı: Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?

E. Hamdi Yazır: Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

Sâffât Suresi / 139

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.

Diyanet Vakfı: Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

Sâffât Suresi / 140

إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Diyanet: Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

Diyanet Vakfı: Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.

E. Hamdi Yazır: Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

Sâffât Suresi / 141

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ

Diyanet: Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

Diyanet Vakfı: Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.

E. Hamdi Yazır: (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

Sâffât Suresi / 142

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Diyanet: Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

Diyanet Vakfı: Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.

E. Hamdi Yazır: Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.

Sâffât Suresi / 143

فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ

Diyanet: Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Diyanet Vakfı: Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,

E. Hamdi Yazır: Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Sâffât Suresi / 1

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

Diyanet: Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

Diyanet Vakfı: Saf saf dizilenlere,

E. Hamdi Yazır: Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

Sâffât Suresi / 2

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

Diyanet: Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

Diyanet Vakfı: O haykırıp sürenlere,

E. Hamdi Yazır: O haykırıp da sürenlere.

Sâffât Suresi / 3

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

Diyanet: Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

Diyanet Vakfı: Ve o zikir okuyanlara,

E. Hamdi Yazır: Ve o yolda zikir okuyanlara.

Sâffât Suresi / 4

إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ

Diyanet: Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

Diyanet Vakfı: Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.

E. Hamdi Yazır: Ki sizin ilâhınız birdir.

Sâffât Suresi / 5

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

Diyanet: O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

Diyanet Vakfı: O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.

E. Hamdi Yazır: O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

Sâffât Suresi / 6

إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

Diyanet: Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

Diyanet Vakfı: Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.

E. Hamdi Yazır: Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

Sâffât Suresi / 7

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ

Diyanet: Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

Diyanet Vakfı: Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.

E. Hamdi Yazır: Onu her inatçı şeytandan koruduk.

Sâffât Suresi / 8

لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

Diyanet: Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Diyanet Vakfı: Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

E. Hamdi Yazır: Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

Sâffât Suresi / 9

دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Diyanet: Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Diyanet Vakfı: Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.

E. Hamdi Yazır: Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

Sâffât Suresi / 10

إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Diyanet: Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

Diyanet Vakfı: Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.

E. Hamdi Yazır: Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

Sâffât Suresi / 11

فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ

Diyanet: (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

Diyanet Vakfı: Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.

E. Hamdi Yazır: Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

Sâffât Suresi / 12

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Diyanet: Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

Diyanet Vakfı: Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.

E. Hamdi Yazır: Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

Sâffât Suresi / 13

وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

Diyanet: Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

Diyanet Vakfı: Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.

E. Hamdi Yazır: Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

Sâffât Suresi / 14

وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Diyanet: Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

Diyanet Vakfı: Bir mucize görseler alay ederler.

E. Hamdi Yazır: Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

Sâffât Suresi / 15

وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

Diyanet: (Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

Diyanet Vakfı: Bu ancak açık bir büyüdür, derler.

E. Hamdi Yazır: Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

Sâffât Suresi / 16

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Diyanet: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

Diyanet Vakfı: "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"

E. Hamdi Yazır: "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

Sâffât Suresi / 17

أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

Diyanet: "Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

Diyanet Vakfı: "İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"

E. Hamdi Yazır: "Önceki atalarımız da mı?.."

Sâffât Suresi / 18

قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ

Diyanet: De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

Diyanet Vakfı: De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).

E. Hamdi Yazır: De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

Sâffât Suresi / 19

فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

Diyanet: O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

Diyanet Vakfı: O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.

E. Hamdi Yazır: Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

Sâffât Suresi / 20

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ

Diyanet: Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

Diyanet Vakfı: (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.

E. Hamdi Yazır: "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

Sâffât Suresi / 21

هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

Diyanet: Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

Diyanet Vakfı: İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.

E. Hamdi Yazır: (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

Sâffât Suresi / 22

احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

Diyanet: Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Diyanet Vakfı: (Allah, meleklerine emreder:) ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.

E. Hamdi Yazır: Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri.

Sâffât Suresi / 23

مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ

Diyanet: Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Diyanet Vakfı: ''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.

E. Hamdi Yazır: Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

Sâffât Suresi / 24

وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ

Diyanet: Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Diyanet Vakfı: ''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!

E. Hamdi Yazır: Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

Sâffât Suresi / 25

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Diyanet: Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

Diyanet Vakfı: Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?

E. Hamdi Yazır: (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

Sâffât Suresi / 26

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Diyanet: Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

Diyanet Vakfı: Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.

E. Hamdi Yazır: Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

Sâffât Suresi / 27

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

Diyanet: Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

Diyanet Vakfı: (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

E. Hamdi Yazır: Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

Sâffât Suresi / 28

قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

Diyanet: Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

Diyanet Vakfı: (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.

E. Hamdi Yazır: Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

Sâffât Suresi / 29

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Diyanet: Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

Diyanet Vakfı: (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".

E. Hamdi Yazır: (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."

Sâffât Suresi / 30

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

Diyanet: "Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

Diyanet Vakfı: "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."

E. Hamdi Yazır: "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."

Sâffât Suresi / 31

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ

Diyanet: "Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

Diyanet Vakfı: "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."

E. Hamdi Yazır: "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."

Sâffât Suresi / 32

فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

Diyanet: "Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

Diyanet Vakfı: "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."

E. Hamdi Yazır: "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."

Sâffât Suresi / 33

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Diyanet: Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.

E. Hamdi Yazır: O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

Sâffât Suresi / 34

إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

Diyanet: İşte biz suçlulara böyle yaparız.

Diyanet Vakfı: İşte biz, suçlulara böyle yaparız.

E. Hamdi Yazır: İşte biz günahkarlara böyle yaparız.

Sâffât Suresi / 35

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Diyanet: Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

Diyanet Vakfı: Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.

E. Hamdi Yazır: Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

Sâffât Suresi / 36

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

Diyanet: "Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

Diyanet Vakfı: "Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.

E. Hamdi Yazır: Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

Sâffât Suresi / 37

بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

Diyanet Vakfı: Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.

E. Hamdi Yazır: Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

Sâffât Suresi / 38

إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

Diyanet: Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

Diyanet Vakfı: Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

E. Hamdi Yazır: Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

Sâffât Suresi / 39

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet: Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

Diyanet Vakfı: Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.

E. Hamdi Yazır: Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

Sâffât Suresi / 40

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Diyanet: Ancak Allah'ın halis kulları başka.

Diyanet Vakfı: (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.

E. Hamdi Yazır: Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

Sâffât Suresi / 41

أُولَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ

Diyanet: İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

Diyanet Vakfı: Bunlar için bilinen bir rızık vardır.

E. Hamdi Yazır: İşte onlar için belli bir rızık vardır.

Sâffât Suresi / 42

فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ

Diyanet: İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

Diyanet Vakfı: (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.

E. Hamdi Yazır: Meyveler (vardır), onlara hep ikram edilir.

Sâffât Suresi / 43

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Diyanet: Onlar Naîm cennetlerindedirler.

Diyanet Vakfı: Naîm cennetlerinde .

E. Hamdi Yazır: Naîm cennetlerinde.

Sâffât Suresi / 44

عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

Diyanet: Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

Diyanet Vakfı: Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

E. Hamdi Yazır: (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

Sâffât Suresi / 45

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ

Diyanet: Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

Diyanet Vakfı: Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

E. Hamdi Yazır: Pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

Sâffât Suresi / 46

بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ

Diyanet: Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

Diyanet Vakfı: Berraktır, içenlere lezzet verir.

E. Hamdi Yazır: İçenlere lezzet veren.

Sâffât Suresi / 47

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

Diyanet: Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

Diyanet Vakfı: O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.

E. Hamdi Yazır: Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

Sâffât Suresi / 48

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

Diyanet: Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

Diyanet Vakfı: Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.

E. Hamdi Yazır: Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

Sâffât Suresi / 49

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

Diyanet: Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

Diyanet Vakfı: Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.

E. Hamdi Yazır: Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

Sâffât Suresi / 50

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

Diyanet: Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

Diyanet Vakfı: İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.

E. Hamdi Yazır: Derken birbirine dönüp sorarlar:

Sâffât Suresi / 51

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

Diyanet: İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Diyanet Vakfı: İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.

E. Hamdi Yazır: İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

Sâffât Suresi / 52

يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ

Diyanet: "Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

Diyanet Vakfı: Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?

E. Hamdi Yazır: Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"

Sâffât Suresi / 53

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ

Diyanet: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

Diyanet Vakfı: Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?

E. Hamdi Yazır: "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

Sâffât Suresi / 54

قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

Diyanet: Konuşan o kimse, yanındakilere, "Bakar mısınız, hâli ne oldu?" der.

Diyanet Vakfı: (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.

E. Hamdi Yazır: "Siz onu tanır mısınız?" der.

Sâffât Suresi / 55

فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ

Diyanet: Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

Diyanet Vakfı: ( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.

E. Hamdi Yazır: Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

Sâffât Suresi / 56

قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ

Diyanet: Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin."

Diyanet Vakfı: "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.

E. Hamdi Yazır: Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

Sâffât Suresi / 57

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

Diyanet: "Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

Diyanet Vakfı: Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.

E. Hamdi Yazır: "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

Sâffât Suresi / 58

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Diyanet: "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Diyanet Vakfı: Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?

E. Hamdi Yazır: "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz?

Sâffât Suresi / 59

إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Diyanet: "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Diyanet Vakfı: Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"

E. Hamdi Yazır: Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

Sâffât Suresi / 60

إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Diyanet: Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.

E. Hamdi Yazır: İşte bu büyük kurtuluştur.

Sâffât Suresi / 61

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

Diyanet: Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

Diyanet Vakfı: Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.

E. Hamdi Yazır: Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

Sâffât Suresi / 62

أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

Diyanet: Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

Diyanet Vakfı: Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.

E. Hamdi Yazır: Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

Sâffât Suresi / 63

إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ

Diyanet: Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

Diyanet Vakfı: Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.

E. Hamdi Yazır: Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

Sâffât Suresi / 64

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

Diyanet: O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

Diyanet Vakfı: Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.

E. Hamdi Yazır: O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

Sâffât Suresi / 65

طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ

Diyanet: Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

Diyanet Vakfı: Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.

E. Hamdi Yazır: Tomurcukları şeytanların başları gibidir.

Sâffât Suresi / 66

فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Diyanet: Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

Diyanet Vakfı: (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.

E. Hamdi Yazır: Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

Sâffât Suresi / 67

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ

Diyanet: Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

Diyanet Vakfı: Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.

E. Hamdi Yazır: Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

Sâffât Suresi / 68

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Diyanet: Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

Diyanet Vakfı: Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.

E. Hamdi Yazır: Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

Sâffât Suresi / 69

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ

Diyanet: Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

Diyanet Vakfı: Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .

E. Hamdi Yazır: Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

Sâffât Suresi / 70

فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Diyanet: Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

Diyanet Vakfı: Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.

E. Hamdi Yazır: Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

Sâffât Suresi / 71

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

Diyanet: Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

Diyanet Vakfı: Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

Sâffât Suresi / 72

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ

Diyanet: Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

Diyanet Vakfı: Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.

E. Hamdi Yazır: Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

Sâffât Suresi / 73

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ

Diyanet: Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

Diyanet Vakfı: Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!

E. Hamdi Yazır: Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

Sâffât Suresi / 74

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Diyanet: Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Diyanet Vakfı: Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.

E. Hamdi Yazır: Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

Sâffât Suresi / 75

وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

Diyanet: Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

Diyanet Vakfı: Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

Sâffât Suresi / 76

وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Diyanet: Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Diyanet Vakfı: Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.

E. Hamdi Yazır: Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Sâffât Suresi / 77

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ

Diyanet: Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

Diyanet Vakfı: Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.

E. Hamdi Yazır: Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

Sâffât Suresi / 78

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Diyanet: Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Diyanet Vakfı: Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık

E. Hamdi Yazır: Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

Sâffât Suresi / 79

سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Diyanet: Âlemler içinde Nûh'a selâm olsun!

Diyanet Vakfı: Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!

E. Hamdi Yazır: Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

Sâffât Suresi / 80

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Diyanet: İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

Diyanet Vakfı: İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

E. Hamdi Yazır: İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât Suresi / 81

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Diyanet: Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

Diyanet Vakfı: Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.

E. Hamdi Yazır: Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 82

ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Diyanet: Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

Diyanet Vakfı: Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.

E. Hamdi Yazır: Sonra diğerlerini suda boğduk.

Sâffât Suresi / 83

وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

Diyanet: Şüphesiz İbrahim de O'nun taraftarlarından idi.

Diyanet Vakfı: Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.

E. Hamdi Yazır: Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.

Sâffât Suresi / 84

إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Diyanet: Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

Diyanet Vakfı: Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.

E. Hamdi Yazır: Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

Sâffât Suresi / 85

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Diyanet: Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.

E. Hamdi Yazır: O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

Sâffât Suresi / 86

أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

Diyanet: "Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"

E. Hamdi Yazır: "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

Sâffât Suresi / 87

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

Diyanet: "O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

Diyanet Vakfı: "O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"

E. Hamdi Yazır: "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"

Sâffât Suresi / 88

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ

Diyanet: İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Diyanet Vakfı: Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.

E. Hamdi Yazır: Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

Sâffât Suresi / 89

فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ

Diyanet: İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Diyanet Vakfı: Ben hastayım, dedi.

E. Hamdi Yazır: Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

Sâffât Suresi / 90

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Diyanet: Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

Diyanet Vakfı: Ona arkalarını dönüp gittiler.

E. Hamdi Yazır: O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

Sâffât Suresi / 91

فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Diyanet: İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

Diyanet Vakfı: Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?

E. Hamdi Yazır: Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

Sâffât Suresi / 92

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

Diyanet: "Ne diye konuşmuyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: Neden konuşmuyorsunuz? dedi.

E. Hamdi Yazır: (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

Sâffât Suresi / 93

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

Diyanet: Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

Diyanet Vakfı: Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)

E. Hamdi Yazır: Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

Sâffât Suresi / 94

فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Diyanet: Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

Diyanet Vakfı: (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.

E. Hamdi Yazır: Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

Sâffât Suresi / 95

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Diyanet: İbrahim, şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

Diyanet Vakfı: İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!

E. Hamdi Yazır: İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

Sâffât Suresi / 96

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Diyanet: "Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

Diyanet Vakfı: Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.

E. Hamdi Yazır: "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

Sâffât Suresi / 97

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

Diyanet: Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

Diyanet Vakfı: Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.

E. Hamdi Yazır: Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

Sâffât Suresi / 98

فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

Diyanet: Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

Diyanet Vakfı: Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.

E. Hamdi Yazır: Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

Sâffât Suresi / 99

وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ

Diyanet: İbrahim, şöyle dedi: "Ben Rabbime (O'nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir."

Diyanet Vakfı: (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".

E. Hamdi Yazır: Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

Sâffât Suresi / 100

رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ

Diyanet: "Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

Diyanet Vakfı: O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.

E. Hamdi Yazır: "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

Sâffât Suresi / 101

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ

Diyanet: Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Diyanet Vakfı: İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.

E. Hamdi Yazır: Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

Sâffât Suresi / 102

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

Diyanet: Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Diyanet Vakfı: Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.

E. Hamdi Yazır: Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Sâffât Suresi / 103

فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

Diyanet: Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Diyanet Vakfı: Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:

E. Hamdi Yazır: Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

Sâffât Suresi / 104

وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ

Diyanet: Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Diyanet Vakfı: Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.

E. Hamdi Yazır: Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

Sâffât Suresi / 105

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Diyanet: "Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız."

Diyanet Vakfı: Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

E. Hamdi Yazır: "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

Sâffât Suresi / 106

إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ

Diyanet: "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

Diyanet Vakfı: Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.

E. Hamdi Yazır: "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

Sâffât Suresi / 107

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Diyanet: Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

Diyanet Vakfı: Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.

E. Hamdi Yazır: Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

Sâffât Suresi / 108

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Diyanet: Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Diyanet Vakfı: Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:

E. Hamdi Yazır: Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

Sâffât Suresi / 109

سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ

Diyanet: İbrahim'e selâm olsun.

Diyanet Vakfı: İbrahim'e selam! dedik.

E. Hamdi Yazır: Selam olsun İbrahim'e...

Sâffât Suresi / 110

كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Diyanet: İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.

Diyanet Vakfı: Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

E. Hamdi Yazır: İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât Suresi / 144

لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diyanet: Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Diyanet Vakfı: Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

E. Hamdi Yazır: Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Sâffât Suresi / 145

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Diyanet: Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.

Diyanet Vakfı: Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.

E. Hamdi Yazır: Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

Sâffât Suresi / 146

وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ

Diyanet: Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

Diyanet Vakfı: Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.

E. Hamdi Yazır: Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

Sâffât Suresi / 147

وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Diyanet: Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

Diyanet Vakfı: Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

E. Hamdi Yazır: Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

Sâffât Suresi / 148

فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ

Diyanet: Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Diyanet Vakfı: Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.

E. Hamdi Yazır: O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

Sâffât Suresi / 149

فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ

Diyanet: Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

Diyanet Vakfı: Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?

E. Hamdi Yazır: Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

Sâffât Suresi / 150

أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

Diyanet: Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

Diyanet Vakfı: Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?

E. Hamdi Yazır: Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

Sâffât Suresi / 151

أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Diyanet: İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

Diyanet Vakfı: Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;

E. Hamdi Yazır: Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

Sâffât Suresi / 152

وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Diyanet: İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

Diyanet Vakfı: "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

E. Hamdi Yazır: Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

Sâffât Suresi / 153

أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ

Diyanet: Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

Diyanet Vakfı: Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!

E. Hamdi Yazır: (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

Sâffât Suresi / 154

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Diyanet: Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

Diyanet Vakfı: Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?

E. Hamdi Yazır: Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?

Sâffât Suresi / 155

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet: Hiç düşünmüyor musunuz?

Diyanet Vakfı: Hiç düşünmüyor musunuz?

E. Hamdi Yazır: Hiç düşünmüyor musunuz?

Sâffât Suresi / 156

أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ

Diyanet: Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

Diyanet Vakfı: Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?

E. Hamdi Yazır: Yoksa sizin için açık bir delil mi var?

Sâffât Suresi / 157

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Diyanet: Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

Diyanet Vakfı: Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!

E. Hamdi Yazır: O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

Sâffât Suresi / 158

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Diyanet: Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

Diyanet Vakfı: Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

E. Hamdi Yazır: Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

Sâffât Suresi / 159

سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet: Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Diyanet Vakfı: Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.

E. Hamdi Yazır: Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

Sâffât Suresi / 160

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Diyanet: Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.

Diyanet Vakfı: Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).

E. Hamdi Yazır: Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

Sâffât Suresi / 161

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Diyanet: (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Diyanet Vakfı: Sizler ve taptığınız şeyler!

E. Hamdi Yazır: Çünkü siz ve taptıklarınız,

Sâffât Suresi / 162

مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ

Diyanet: (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Diyanet Vakfı: Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.

E. Hamdi Yazır: Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

Sâffât Suresi / 163

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ

Diyanet: (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Diyanet Vakfı: Cehenneme girecek kimseden başkasını.

E. Hamdi Yazır: Kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını.

Sâffât Suresi / 164

وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

Diyanet: (Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

Diyanet Vakfı: "(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."

E. Hamdi Yazır: (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır.

Sâffât Suresi / 165

وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

Diyanet: "Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

Diyanet Vakfı: " Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."

E. Hamdi Yazır: Biziz o saf saf dizilenler, biziz!

Sâffât Suresi / 166

وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

Diyanet: "Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

Diyanet Vakfı: "Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."

E. Hamdi Yazır: Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

Sâffât Suresi / 167

وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ

Diyanet: Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Diyanet Vakfı: "Putperestler şöyle diyorlardı".

E. Hamdi Yazır: (Müşrikler) şöyle diyorlardı:

Sâffât Suresi / 168

لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ

Diyanet: Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Diyanet Vakfı: "Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",

E. Hamdi Yazır: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı,"

Sâffât Suresi / 169

لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Diyanet: Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Diyanet Vakfı: "Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .

E. Hamdi Yazır: "Elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

Sâffât Suresi / 170

فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Diyanet: Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

Diyanet Vakfı: İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!

E. Hamdi Yazır: Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.

Sâffât Suresi / 171

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

Diyanet Vakfı: Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:

E. Hamdi Yazır: Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:

Sâffât Suresi / 172

إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ

Diyanet: "Onlara mutlaka yardım edilecektir."

Diyanet Vakfı: Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.

E. Hamdi Yazır: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır,"

Sâffât Suresi / 173

وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

Diyanet: "Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

Diyanet Vakfı: Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

E. Hamdi Yazır: "Ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

Sâffât Suresi / 174

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

Diyanet: O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Diyanet Vakfı: Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.

E. Hamdi Yazır: Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Sâffât Suresi / 175

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet: Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

Diyanet Vakfı: Onların halini gör, onlar da görecekler.

E. Hamdi Yazır: Onlara (inecek azabı) gözetle .Yakında onlar da göreceklerdir.

Sâffât Suresi / 176

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Diyanet: Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

Diyanet Vakfı: Azabımızı acele mi istiyorlar?

E. Hamdi Yazır: Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

Sâffât Suresi / 177

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ

Diyanet: Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

Diyanet Vakfı: Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!

E. Hamdi Yazır: Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

Sâffât Suresi / 178

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

Diyanet: Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Diyanet Vakfı: Sen bir zamana kadar onlara aldırma.

E. Hamdi Yazır: Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Sâffât Suresi / 179

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Diyanet: (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

Diyanet Vakfı: Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.

E. Hamdi Yazır: (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.

Sâffât Suresi / 180

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Diyanet: Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Diyanet Vakfı: Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.

E. Hamdi Yazır: Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

Sâffât Suresi / 181

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

Diyanet: Peygamberlere selâm olsun.

Diyanet Vakfı: Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!

E. Hamdi Yazır: Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

Sâffât Suresi / 182

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Diyanet: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Diyanet Vakfı: Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!

E. Hamdi Yazır: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.


Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyalarıda eklenecektir. Sesli şekilde dinleyip ezber yapabilir yada eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz.