Sâffât Suresi Diyanet Vakfı Meali

Sâffât Suresi / 111

١١١. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.

Sâffât Suresi / 112

١١٢. وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ

Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.

Sâffât Suresi / 113

١١٣. وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَاقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ

Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.

Sâffât Suresi / 114

١١٤. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.

Sâffât Suresi / 115

١١٥. وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Sâffât Suresi / 116

١١٦. وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.

Sâffât Suresi / 117

١١٧. وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ

Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.

Sâffât Suresi / 118

١١٨. وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

Her ikisini de doğru yola ilettik.

Sâffât Suresi / 119

١١٩. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ

Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.

Sâffât Suresi / 120

١٢٠. سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

Musa ve Harun'a selam olsun.

Sâffât Suresi / 121

١٢١. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.

Sâffât Suresi / 122

١٢٢. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 123

١٢٣. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.

Sâffât Suresi / 124

١٢٤. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ

(İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Sâffât Suresi / 125

١٢٥. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ

Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.

Sâffât Suresi / 126

١٢٦. اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

"Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"

Sâffât Suresi / 127

١٢٧. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.

Sâffât Suresi / 128

١٢٨. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.

Sâffât Suresi / 129

١٢٩. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,

Sâffât Suresi / 130

١٣٠. سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ

"İlyas'a selâm!" dedik.

Sâffât Suresi / 131

١٣١. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.

Sâffât Suresi / 132

١٣٢. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.

Sâffât Suresi / 133

١٣٣. وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Lût da elbette peygamberlerdendi.

Sâffât Suresi / 134

١٣٤. إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.

Sâffât Suresi / 135

١٣٥. إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,

Sâffât Suresi / 136

١٣٦. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Sonra diğerlerini yok ettik.

Sâffât Suresi / 137

١٣٧. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ

(Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz:sabahleyin

Sâffât Suresi / 138

١٣٨. وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?

Sâffât Suresi / 139

١٣٩. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.

Sâffât Suresi / 140

١٤٠. إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.

Sâffât Suresi / 141

١٤١. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ

Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.

Sâffât Suresi / 142

١٤٢. فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.

Sâffât Suresi / 143

١٤٣. فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,

Sâffât Suresi / 1

١. وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

Saf saf dizilenlere,

Sâffât Suresi / 2

٢. فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

O haykırıp sürenlere,

Sâffât Suresi / 3

٣. فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

Ve o zikir okuyanlara,

Sâffât Suresi / 4

٤. إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ

Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.

Sâffât Suresi / 5

٥. رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.

Sâffât Suresi / 6

٦. إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.

Sâffât Suresi / 7

٧. وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ

Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.

Sâffât Suresi / 8

٨. لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

Sâffât Suresi / 9

٩. دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.

Sâffât Suresi / 10

١٠. إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.

Sâffât Suresi / 11

١١. فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ

Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.

Sâffât Suresi / 12

١٢. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.

Sâffât Suresi / 13

١٣. وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.

Sâffât Suresi / 14

١٤. وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Bir mucize görseler alay ederler.

Sâffât Suresi / 15

١٥. وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

Bu ancak açık bir büyüdür, derler.

Sâffât Suresi / 16

١٦. أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

"Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"

Sâffât Suresi / 17

١٧. أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

"İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"

Sâffât Suresi / 18

١٨. قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ

De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).

Sâffât Suresi / 19

١٩. فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.

Sâffât Suresi / 20

٢٠. وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ

(Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.

Sâffât Suresi / 21

٢١. هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.

Sâffât Suresi / 22

٢٢. احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

(Allah, meleklerine emreder:) ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.

Sâffât Suresi / 23

٢٣. مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ

''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.

Sâffât Suresi / 24

٢٤. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ

''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!

Sâffât Suresi / 25

٢٥. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?

Sâffât Suresi / 26

٢٦. بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.

Sâffât Suresi / 27

٢٧. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

Sâffât Suresi / 28

٢٨. قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.

Sâffât Suresi / 29

٢٩. قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

(Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".

Sâffât Suresi / 30

٣٠. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."

Sâffât Suresi / 31

٣١. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ

"Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."

Sâffât Suresi / 32

٣٢. فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

"Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."

Sâffât Suresi / 33

٣٣. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.

Sâffât Suresi / 34

٣٤. إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

İşte biz, suçlulara böyle yaparız.

Sâffât Suresi / 35

٣٥. إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.

Sâffât Suresi / 36

٣٦. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

"Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.

Sâffât Suresi / 37

٣٧. بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.

Sâffât Suresi / 38

٣٨. إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

Sâffât Suresi / 39

٣٩. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.

Sâffât Suresi / 40

٤٠. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

(Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.

Sâffât Suresi / 41

٤١. أُولَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ

Bunlar için bilinen bir rızık vardır.

Sâffât Suresi / 42

٤٢. فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ

(Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.

Sâffât Suresi / 43

٤٣. فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Naîm cennetlerinde .

Sâffât Suresi / 44

٤٤. عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

Sâffât Suresi / 45

٤٥. يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ

Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

Sâffât Suresi / 46

٤٦. بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ

Berraktır, içenlere lezzet verir.

Sâffât Suresi / 47

٤٧. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.

Sâffât Suresi / 48

٤٨. وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.

Sâffât Suresi / 49

٤٩. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.

Sâffât Suresi / 50

٥٠. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.

Sâffât Suresi / 51

٥١. قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.

Sâffât Suresi / 52

٥٢. يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ

Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?

Sâffât Suresi / 53

٥٣. أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ

Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?

Sâffât Suresi / 54

٥٤. قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

(O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.

Sâffât Suresi / 55

٥٥. فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ

( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.

Sâffât Suresi / 56

٥٦. قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ

"Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.

Sâffât Suresi / 57

٥٧. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.

Sâffât Suresi / 58

٥٨. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?

Sâffât Suresi / 59

٥٩. إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"

Sâffât Suresi / 60

٦٠. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.

Sâffât Suresi / 61

٦١. لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.

Sâffât Suresi / 62

٦٢. أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.

Sâffât Suresi / 63

٦٣. إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ

Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.

Sâffât Suresi / 64

٦٤. إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.

Sâffât Suresi / 65

٦٥. طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ

Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.

Sâffât Suresi / 66

٦٦. فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

(Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.

Sâffât Suresi / 67

٦٧. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ

Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.

Sâffât Suresi / 68

٦٨. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.

Sâffât Suresi / 69

٦٩. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ

Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .

Sâffât Suresi / 70

٧٠. فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.

Sâffât Suresi / 71

٧١. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

Sâffât Suresi / 72

٧٢. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ

Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.

Sâffât Suresi / 73

٧٣. فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ

Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!

Sâffât Suresi / 74

٧٤. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.

Sâffât Suresi / 75

٧٥. وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!

Sâffât Suresi / 76

٧٦. وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.

Sâffât Suresi / 77

٧٧. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ

Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.

Sâffât Suresi / 78

٧٨. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık

Sâffât Suresi / 79

٧٩. سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!

Sâffât Suresi / 80

٨٠. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

Sâffât Suresi / 81

٨١. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.

Sâffât Suresi / 82

٨٢. ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.

Sâffât Suresi / 83

٨٣. وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.

Sâffât Suresi / 84

٨٤. إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.

Sâffât Suresi / 85

٨٥. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.

Sâffât Suresi / 86

٨٦. أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

"Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"

Sâffât Suresi / 87

٨٧. فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

"O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"

Sâffât Suresi / 88

٨٨. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ

Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.

Sâffât Suresi / 89

٨٩. فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ

Ben hastayım, dedi.

Sâffât Suresi / 90

٩٠. فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Ona arkalarını dönüp gittiler.

Sâffât Suresi / 91

٩١. فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?

Sâffât Suresi / 92

٩٢. مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

Neden konuşmuyorsunuz? dedi.

Sâffât Suresi / 93

٩٣. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)

Sâffât Suresi / 94

٩٤. فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.

Sâffât Suresi / 95

٩٥. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!

Sâffât Suresi / 96

٩٦. وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.

Sâffât Suresi / 97

٩٧. قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.

Sâffât Suresi / 98

٩٨. فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.

Sâffât Suresi / 99

٩٩. وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ

(Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".

Sâffât Suresi / 100

١٠٠. رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ

O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.

Sâffât Suresi / 101

١٠١. فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ

İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.

Sâffât Suresi / 102

١٠٢. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.

Sâffât Suresi / 103

١٠٣. فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:

Sâffât Suresi / 104

١٠٤. وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ

Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.

Sâffât Suresi / 105

١٠٥. قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

Sâffât Suresi / 106

١٠٦. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ

Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.

Sâffât Suresi / 107

١٠٧. وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.

Sâffât Suresi / 108

١٠٨. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:

Sâffât Suresi / 109

١٠٩. سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ

İbrahim'e selam! dedik.

Sâffât Suresi / 110

١١٠. كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

Sâffât Suresi / 144

١٤٤. لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Sâffât Suresi / 145

١٤٥. فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.

Sâffât Suresi / 146

١٤٦. وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ

Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.

Sâffât Suresi / 147

١٤٧. وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

Sâffât Suresi / 148

١٤٨. فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ

Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.

Sâffât Suresi / 149

١٤٩. فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ

Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?

Sâffât Suresi / 150

١٥٠. أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?

Sâffât Suresi / 151

١٥١. أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;

Sâffât Suresi / 152

١٥٢. وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

"Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Sâffât Suresi / 153

١٥٣. أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ

Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!

Sâffât Suresi / 154

١٥٤. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?

Sâffât Suresi / 155

١٥٥. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Hiç düşünmüyor musunuz?

Sâffât Suresi / 156

١٥٦. أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ

Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?

Sâffât Suresi / 157

١٥٧. فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!

Sâffât Suresi / 158

١٥٨. وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Sâffât Suresi / 159

١٥٩. سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.

Sâffât Suresi / 160

١٦٠. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).

Sâffât Suresi / 161

١٦١. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Sizler ve taptığınız şeyler!

Sâffât Suresi / 162

١٦٢. مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ

Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.

Sâffât Suresi / 163

١٦٣. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ

Cehenneme girecek kimseden başkasını.

Sâffât Suresi / 164

١٦٤. وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

"(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."

Sâffât Suresi / 165

١٦٥. وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

" Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."

Sâffât Suresi / 166

١٦٦. وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

"Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."

Sâffât Suresi / 167

١٦٧. وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ

"Putperestler şöyle diyorlardı".

Sâffât Suresi / 168

١٦٨. لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ

"Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",

Sâffât Suresi / 169

١٦٩. لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

"Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .

Sâffât Suresi / 170

١٧٠. فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!

Sâffât Suresi / 171

١٧١. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ

Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:

Sâffât Suresi / 172

١٧٢. إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ

Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.

Sâffât Suresi / 173

١٧٣. وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

Sâffât Suresi / 174

١٧٤. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.

Sâffât Suresi / 175

١٧٥. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Onların halini gör, onlar da görecekler.

Sâffât Suresi / 176

١٧٦. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Azabımızı acele mi istiyorlar?

Sâffât Suresi / 177

١٧٧. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ

Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!

Sâffât Suresi / 178

١٧٨. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

Sen bir zamana kadar onlara aldırma.

Sâffât Suresi / 179

١٧٩. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.

Sâffât Suresi / 180

١٨٠. سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.

Sâffât Suresi / 181

١٨١. وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!

Sâffât Suresi / 182

١٨٢. وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!


Arapça Latin harf Arapça okumada zorluk çekenlere kolaylık olması açısından konulmuştur. En kısa zamanda ses dosyalarıda eklenecektir. Sesli şekilde dinleyip ezber yapabilir yada eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz.